Kişisel Uğraşlar

 

ŞİİRLER

1977

SANA

Ne zaman baksam

Engin denizlerin ulaştırdığı sonsuzluğa

Şafakların duygularımı götürdüğü gölgeli kızıllığa

Eski özlemleri hatırlatan ufuklara

Ben seni düşünürüm uzaktaysan

Anarım seni tatlı bir özleyişle

Şen gözlerimi üstünde duyarak

Elimi uzatırım tutmak için

Rüzgarın getirdiği sitemlerini

2007’den önce bir gece

BUCA GECELERİ

Uzundur yolları Buca’nın,

Uzundur geceleri

Her tarafı kıvıl kıvıl

Arabalar, insanlar,

Yaşlı genç insanlar, erkek, kadın, çocuk

Ve öğrenciler.

Onlar koşarlar geleceğe, ümide ve belki aşka,

Belki de, kim bilir, hiç olmayacak bir düşte

Bulmak için yaşamın tadını.

Ben de katılırım her hafta bir gün, bir gece

Bu yorumlanmaz karmaşaya

Götürmek için bir kadını

Uzun saatlerden sonra evimize.

Ben beklemekten, o çalışmaktan yorgun,

Ne ki mutlu, çünkü bir şeyler öğretmiştir gençlere:

Biraz bilgi, biraz düşünmek, biraz sabır,

Hepsinden önce biraz umutlanmak, ama çok değil.

Biz ki bekleyen bir evimiz var, iki lokma bir şeyler,

Çiçeklerimiz, beyaz cam, kitaplarımız

Ve telin ucunda canlarımız.

 

ÖĞRENCİLİK YILLARINDA

TABİAT

Titretemez kalbimi hiçbir güzel

Titreyen bir yaprak gibi, meltemde,

Uçan bir kuş, hür ve mesut,

Fısıldayan rüzgar, nefes alan toprak,

Bana tatlı elemler veren şu sessiz gece,

Oynaşan sular, taşlarla sahilde,

Kaynaşan ruhlar sessizlik aleminde,

Hiç sevenim olmasa da

Aşığım sana tabiat ana.

Arıyorum tatlı öpücüklerini

Senden uzaklaşınca

Ve tekrar, sana yaklaşınca.

WATERLİLY

The waterlily, newly burst

This time early morning.

Calm, quiet and proud

She floats with gentle moves

On the smooth surface.

So pure and only kissed

By the raindrops.

May she be one day touched and fluttered

By a wind so heartless and harsh

And with no obvious purpose.

Oh, may pen trembles.

This, how I think of you

My dearest one,

And how I fear

In a way, you would not understand

BU HAYAT

Çalış, çabala, yorul

Saat yedide kalk sabahları

Baş ağrısı çekilmez

Soğuk algınlığı bir bela.

Hava da kötü mü kötü.

Ya memleket ne alemde

O da bir başka dert.

Yoktur bana uygun alem,

Bana uygun nehir, bana uygun rüzgar.

Bulutlar bile sıkıyor insanı

Saatin tik takı

Hiç mi hissettirmiyor geçen zamanı.

Ya sevgi bahsinde

Diyebilir miyim çok şey?

Sev, sevilme, sevil seveme.

İki nimet bir arada olmaz da

Belalar hep bir arada

Galiba bana göre değil bu hayat.

 

UZAKTAKİ MEMLEKET

Orada

Gece meltemi ılıktır yazın

Yıldızlar bir, bir, ışıl,ışıl

Bir sessizlik vardır gölgesinde ağaçların

Orada

Serindir sabah rüzgarı

Yapraklar tek,tek, taptaze

Bir taze  sevinç vardır ortalıkta

Orada

Yakıcıdır öğle güneşi

Terletir insanı buram buram

Ah, bıkkınlık vardır kaldırımlarda

Burdur’da

Bambaşkadır akşam serinliği

Sakin, ölgün yatarken göl

Anlatılmaz bir başkalık vardır uzakta

 

RESİMLER

003 005 004 001

Küçük oğlum Özgün

HATIRALAR

ÜNİVERSİTE YOLLARI VE AYRILIK

 1956 yılının haziran günleri.. Lise bitirme sınavları geride kaldı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Matematik, Fizik ve Kompozisyon sınavlarına da girdik. Bütün derslerden geçerek pekiyi derece ile mezun olduğumu öğrendim. Anneme “bu gece rahat bir uyku uyuyacağım” dediğimi ve gece saat on ikiden sonraki bir saat annemin beni uyandırdığını, “baban hastalandı, doktoru çağır” dediğini hiç unutmadım. Kalp krizi geçiren babam büyük ölçüde iyileşti ama ben üniversite sınavlarına hazırlanırken pek rahat değildim. Ayrıca yakın zamanda emekli olan babamın açmış olduğu kırtasiye-kitap dükkanı ile de ilgilenmek gerekiyordu. Bu ara Sümerbank’ın yurt dışı mühendislik eğitimi için burs sınavı açmış olduğunu da öğrenmiştim. Konu bir gün dükkanımıza gelen Matematik öğretmenimiz Mesut beyin yanında açıldı ve ben “kendimi denemek için sınava gireceğimi, ama kazansam da gitmeyeceğimi” söylediğimde Mesut beyin babamın yanında bana “Kazanırsan da gitmezsen kulaklarından çekerim” dediğini hiç unutmadım. Hedefim İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazanmak. Beş yaşından beri makine mühendisi olacağımı söylüyorum. Ama, sanata, daha doğrusu, resme olan merakım mimar olmaya da beni çekiyor. Tabii İstanbul Üniversitesi’nin diş hekimliği, tıp ve eczacılık bölümleri de çok istenen bölümler. Benim düşüncem Teknik Üniversite’yi kazanamamam durumunda matematik bölümüne girip bir yıl matematik ve fizik derslerini pekiştirdikten sonra Teknik Üniversite sınavına tekrar girmek. Babam ise diş hekimliği yazmamı istiyor. Fen fakültesinde iki farklı bölüm yazılamadığından ben diş hekimliği yazıp matematik yazamıyorum.

Her neyse sınavlara girdik. Teknik üniversite sınavı pek parlak geçmedi. İstanbul Üniversitesi’nin test sınavında oldukça iyi idim, Sümerbank burs sınavında ise matematiği tam yaptım; hatta bir problemi iki farklı yöntemle çözmüştüm. İstanbul’da dayımın apartman dairesinde sonuçları bekliyorum. Dayımın oğlu Mehmet ağabey de o sırada İstanbul’da Yüksek ticaret Okulu’nda okuyor. Teknik Üniversite sınavını kazanamadığımı öğrendim. Mimarlık, makine mühendisliği elektrik mühendisliği sıralaması yapmıştım ama hiçbiri olmadı. Pekiyi derece ile mezun olanları Ankara Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’ne sınavsız alıyorlardı ama ailem Ankara’yı pek düşünmüyordu. İstanbul ile ilişkilerimiz daha fazla idi o zaman. Bir gece Mehmet ağabey eve geldiğinde İstanbul üniversitesi sonuçlarının asıldığını öğrendiğini söyledi. Hemen evden çıktık. Üniversite karşımızda kampus bahçesinin içinde. Giriş kapısının bir sütunu önünde bir genç kalabalığı. Hava kararmış, kibrit yakarak listeyi inceliyorlar. Mehmet ağabey diş hekimliği listesinde ismimi buldu. Çok sevindik, ama gitti benim mühendislik hayalleri. Böylece yalnızca sınav kazanmış olmak için başvurmuş olduğum diş hekimliğine kaydımı yaptırdım. Neyse Fizik ve Kimya dersleri var. Anatomi dersi de çok ilginç. Protez derslerini seviyorum, yaptığım ödevler el becerim sonucu başarılı oluyor, ama 1957 yılının ekonomik sıkıntıları had safhada. İstediğimiz malzemeleri bulamıyoruz, ödevlerimiz aksıyor. Anatomi derslerinde de sözlü vize sınavlarını yapan Doçent hocadan geçer not almak çok zor. İlk yanlış cevapta sıfır alıp oturuyorum. Moralim pek de iyi değil, herhalde anatomi dersinden geçemem artık diye düşünüyorum. Fizik ve Kimya derslerine devam ediyorum. Fizik hocası Profesör Zuber’in dersleri muhteşem. Edebiyat, Tıp fakültelerinden öğrenciler deneyleri seyretmek için geliyorlar. Fen Fakültesi anfisi balkonlara kadar doluyor. O zaman Doçent, Cavit Ener hoca, asistanlar, laboratuar görevlisi deney araçlarıyla sahneye geliyorlar. Tam bir gösteri! Başka hiçbir üniversitede böyle bir ders görmedim. Kedinin yüksekten düşerken kuyruğunu kullanarak nasıl dört ayağı üstüne düştüğünün aşamalı fotoğraflarını, döner tabla üzerine çıkan asistanın tabla dönerken kollarını yana açtığında dönüşün yavaşladığını, kollarını yana indirince tablanın daha hızlı döndüğünü hatırlıyorum (açısal momentum deneyi).

Bir gün babamdan bir haber geldi. Nasıl geldi tam hatırlamıyorum. Mektupla mı, İstanbul’a gelip giden akrabalarla mı? Yedek listeden Sümerbank yurt dışı bursunu kazanmışım. Başvuruda yine babamın yaptığı olasılık hesapları sonunda dokuz kişi için açılan tekstil mühendisliğini yazmıştım. Neyse, o da mühendislik, hem de idealim olan makine mühendisliğine yakın dedim. Ayrıca tekstil işi bizim yöresel ve aile geleneğimiz. O zaman Burdur’da hemen her evde bir dokuma ya da halı tezgahı var. Babam öğretmen olduğu için bizim evde yok ama teyzemlerde, halamda var. Biz de pencere demirlerine iplik gererek küçük halı parçaları dokumasını öğrenmiştik. Aslında sınavı kazandığım Burdur’a Sümerbank tarafından babama gönderilen mektupla bildirilmiş, ama henüz on yedi yaşında olan beni yurt dışına uzun bir süre için göndermeyi göze alamamışlar. Ayrıca bir de taahhütname düzenlenmesi gerekiyor. Mecburi hizmet, başarısızlık durumunda tazminat ödeme falan. Sonunda ileride “niye beni göndermediniz?” deyebileceğimi, o zaman çok üzüleceklerini düşünerek aile ve akrabalar olarak bana durumu bildirmeye karar vermişler. Annem tabii buna karşı. “Türkiye’de okul mu yok ki?”. Ne var ki kader ağlarını örmüş. Durumu öğrenir öğrenmez bende bir değişim. Kafam karıştı. “Ya bir sonraki yıl Teknik Üniversite’yi yine kazanamazsam?”. Ailem ve özellikle babam üzerinde büyük bir baskı. Öğretmenlerim, akrabalar göndermelerini istiyorlar.

Bütün işlemler yapıldı. Bulgaristan, Yugoslavya vizelerini aldığımı hatırlıyorum. Yaşım küçük olduğu için babamın izni ile Sirkeci’den Londra’ya gitmek üzere, babamla birlikte trene bindik. Beni Karaağaç’a kadar götürecek. Sirkeci garını, beni geçirmeye gelen kuzenim Azize ablayı ve eşini hatırlıyorum. Annem galiba Burdur’da kalmıştı. Kompartımanda Londra’ya kadar gelecek Teknik Üniversite Elektrik Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Çelik Arsel, belli bir yere kadar gidecek olan bir doktor karı koca ve bebekleri. Tren düdük çalarak Sirkeci’den hareket etti. Gece karanlığında babamdan nasıl ayrıldığımı, sınırı nasıl geçtiğimizi pek hatırlamıyorum. Türkiye, vatanım, sevdiklerim, beni seven ailem, akrabalar, arkadaşlar geride kalmıştı. 002

Bursa Uludağ

002

Kardeşim Selçuk

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *